Ahmet Taşgetiren: Bizim mahallede kardeşler öldürülüyor, etleri çiğneniyor

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayını belirlemesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim tarihini açıklamasıyla medyanın gündemi de seçim atmosferine yoğunlaştı.

Karar yazarı Ahmet Taşgetiren, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na yönelik eleştirileri değerlendirdiği “Savaş dili mi iletişim dili mi?” başlıklı yazısında, bu üç isme yönelik ‘dehşetli bir kıyım dilinin devam ettiğini’ söyledi. Muhafazakar camidan “bizim mahalle” olarak söz eden Taşgetiren, “Bu çarpıklıkları okumak bile insanın içinde ‘mü’min kardeşinin etini yemek’ kadar ‘tiksindirici’ olduğu bilindiği halde, kardeşler öldürülüyor, etleri çiğneniyor…” diye yazdı.

Taşgetiren’in yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Sebep ne? Tayyip Erdoğan yönetimine itiraz etmeleri, onun yanından ayrılmaları ve başka bir siyasi yapı içinde yer almaları. Oysa bir insan, Tayyip Erdoğan’ın mesela namazını, orucunu, kişisel ibadetlerini önemli bulup, iş tutma tarzını, ülke yönetim üslûbunu tasvip etmeyebilir.

Öyle de oldu. Tayyip Erdoğan ve arkadaşları, Refah – Fazilet çizgisinden ayrılıp yeni parti kurdu meselâ. İtirazları Erbakan Hoca’nın namazına, niyazına değildi kuşkusuz. Ama o yönetim tarzını doğru bulmadılar. Başka bir dil ile iktidara gelinebileceğini ve Türkiye’yi yönetebileceklerini düşündüler. Bunu başardılar da.

Davutoğlu – Babacan uzun süre beraber oldular Tayyip Bey ile. Hakeza Abdullah Gül, Abdüllatif Şener de öyle; kurucu idiler Ak Parti’de… Sonra ‘Bu yönetim tarzını doğru bulmuyoruz’ diye ayrıştılar.

Şimdi, Millet İttifakı diye bir yapı içindeler. Tayyip Erdoğan karşısına Kemal Kılıçdaroğlu geldi.

‘Tayyip Erdoğan mı Kemal Kılıçdaroğlu mu?’ gibi bir sorunun Bizim Mahalle’de sorulması tabii. Yine Bizim Mahalle’de bu sorunun ‘İslam’la ilişki’ noktasında sorulduğunu görmek gerekiyor.

(…)

Yeni denklemde, Karamollaoğlu, Davutoğlu ve Babacan, dindar kimlikleri bilinen ama her alanda ülke yönetiminde söz sahibi olan bir siyasi profil konumundalar. Onların da kendilerini “sınav duygusu” içinde hissedeceklerini düşünüyorum.

Onun dışında “Bizim Mahalle” yani muhafazakâr camia, diyelim kaçınılmaz biçimde Erdoğan’ın iktidarı kaybedeceği bir durumda, iktidarda sırf CHP’nin bulunmasını mı isterlerdi, yoksa orada “iletişim umudu” taşıyabilecekleri birileriyle paylaşılmış bir iktidar tablosunun bulunmasını mı?

Geçmişte CHP’nin Tek Parti döneminde bile mesela Cihad Baban’ın “Köylerde cenaze namazı kıldıracak imam kalmadı” cümlesi din eğitimi için bir dayanak oluşturmuştu. Demokrat Parti iktidarında İmam Hatipler için Tevfik İleri ve Menderes iletişim imkânı sunmuştu. Ecevit’in “Özgürlükçü laiklik” yorumunu sistemin restorasyonu için imkân gibi değerlendirmiştik.

Karamollağolu, Davutoğlu ve Babacan, hatta Meral Akşener silindi diyelim, Kılıçdaroğlu’nun bilfarz Cumhurbaşkanlığını “Helâlleşme” çizgisinin sınanma zemini gibi görmekten vazgeçip, onun da üstünü çizdik, diyelim…

Ne olacak bu durumda? Mesela karşı karşıya kalınan problemleri çözmek için bir iletişim kanalı aranmayacak mı? Her birimiz mevzilerimize yerleşip, yeni bir iktidar zamanına kadar savaş dilini mi kuşanacağız? Bütün yumurtaları bir sepete koyup, ne olursa olsun demek mi çıkış yolu? Bence her şeye biraz daha teenni ile bakmak gerekiyor. Her türlü çamur atmayı meşru gören bir savaş dili yerine iletişim kapılarını açık tutmaktan söz ediyorum.” (HABER MERKEZİ)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir